Genel Sağlık Bilgileri

Genel Sağlık Bilgileri

Talasemi

 Akdeniz anemisi ya da tıptaki adıyla Talasemi; Akdeniz ülkelerindeki ırklarda görülen, doğacak çocuğa anne-babasından "Beta Talasemi" geninin sirayetiyle kalıtımsal olarak geçen bir çeşit “kansızlık” hastalığıdır.

Talasemi dünyada en sık görülen, aynı zamanda önlemi en kolay olan kalıtsal bir kan hastalığıdır.


Talasemiden başka hiç bir hastalık yok ki, yaşam boyu hastaneye bağlı kalsın. Doğumda her bebek gibi sağlıklı,canlı ve gürbüz doğan bu çocuklar, ileri ki aylarda solmaya başlar. İlk tanı konduktan sonra yaşam boyu takibe alınan bu çocuklara her üç-dört haftada bir kan vermek gerekir. Hastaneye geldiğinde rengi soluk, bitkin, halsiz ve huzursuz olan bu çocuklar oyuncaklara bile ilgi göstermez iken, kan verildikten sonra canlı, hareketli ve cıvıl cıvıl olup,oynamaya başlar. Çocukların canlanması anne-baba ve biz çalışanları nasıl mutlu ediyor görmek gerek, güneşte solmuş bir çiçeğin sulandıktan sonra canlanması gibi...

Diğer Akdeniz ülkeleri, Devletlerinin ve Dünya Sağlık Örgütünün desteği ile Talasemi Kontrol Programları uygulayarak hastalıkla aktif olarak mücadele etmektedirler. Talasemi Kontrol Programı; hasta bakımı, toplumun hastalık hakkında bilgilendirilmesi, taşıyıcı taramaları, genetik danışma ve doğum öncesi tanı yönteminden oluşmaktadır.

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre başarılı olan ülkelerde devletin sağlık otoriteleri olaya sahip çıkmış ve gönüllü sağlık çalışanları ile beraber mücadele etmişlerdir.

Eski yunancada " Thalassa" kelimesi deniz, ?Emia? kelimesi anemi anlamına, "Thalassaemia" ise Akdeniz anemisi anlamına gelir. Akdeniz bölgesinde ve göçlerle yayılarak dünyanın bir çok ülkesinde görülen kalıtsal kan hastalığıdır.

D.S.Ö. nün verilerine göre, tüm dünyada 266 milyon hemoglobinopati taşıyıcısının bulunduğu vurgulanmaktadır.

Talasemi, Türkiye?de de en önemli sağlık problemlerinden birisidir. Talasemi için taşıyıcı sıklığı yaklaşık olarak %2,1 (1.400.000 taşıyıcı birey) ve yaklaşık olarak 5000 hasta bireyin bulunduğu bilinmektedir.

TALASEMİNİN FORMLARI:

1. TALASEMİ TAŞIYICILIĞI:
Bu bireyler, tamamen sağlıklıdır. Eğer her iki ebeveyn de talasemi taşıyıcı iseler, çocuklarına geçirdikleri talasemi geni ile talasemi hastalığına neden olabilirler. Talasemi taşyıcılığı ırsi bir hastalıktır, bulaşıcı özelliği yoktur. İki taşıyıcı evlendiğinde çocuklarında %25 olasılıkla hasta, %25 olasılıkla sağlam, %50 olasılıkla taşıyıcı çocuk doğar. Bir taşıyıcı sağlıklı biri ile evlendiği zaman çocukları hasta olmaz, %50 olasılıkla taşıyıcı, %50 olasılıkla sağlıklı doğar.

2.TALASEMİ İNTERMEDİA: Taşıyıcılar gibi tamamen sağlıklı olmayan, hastalık belirtileri genellikle ileri yaşlarda başlayan, kan gereksinimleri daha az olan hastalığın hafif formudur.

3. TALASEMİ MAJOR:
Akdeniz anemisi olarak da bilinir. Erken çocuklukta başlayan, çok ciddi bir kan hastalığıdır. Bu çocuklar kendileri için yeterli hemoglobini yeterince yapamazlar.

Çocukta ilk belirtiler genellikle ilk 6 ayda ağır, ilerleyici bir hemolitik anemi şeklinde kendini gösterir. Bu çocukların yaşam boyu ortalama 3 4 haftada bir, kan transfüzyonlarına ihtiyaçları vardır. Anemiyi düzeltmek amacı ile yapılan konsantre kan transfüzyonları çocuğun yaşamını uzatırken, vücutta demir birikmesine yol açar ve çeşitli organların fonksiyonları bozulur. Demir birikimini önlemek amacıyla genellikle 3 yaş civarında özel bir pompa ile haftanın 5 günü demir bağlayıcı ilaç (Desferrioxamine) alınması zorunludur. Son yıllarda ağızdan tablet olan L1 ilacı ile hastalar, her gün iğne yapılmaktan kurtulmuşlardır. İleri yaşlarda dalak alınarak, hastanın kan ihtiyacı geçici olarak azalır, fakat kesin çözüm değildir.

Kemik iliği nakli hastalığı tamamen düzelten bir tedavi yöntemidir. Çok pahalı bir tedavi yöntemi olmasına rağmen, son 15 yıldır kemik iliği nakli konusunda yapılan çalışmalarda özellikle uygun verici kardeşi olan küçük hastalarda başarılı sonuçlar alınabilmektedir.

Uygulanan ek tıbbi tedavi gereksinimleri ile beraber bir hastanın yıllık maliyeti yaklaşık 12.000-15.000$ civarındadır.

Bu tür kalıtsal hastalıklardan korunmada en etkili yöntemler;


Toplum eğitimi,


Taşıyıcıların taranması,

Genetik danışma,

Doğum öncesi tanı yöntemleridir. İki taşıyıcının evlenmesi halinde ise hamileliğin 6-22 . haftasında doğum öncesi tanı yapılabilir. Böylece hasta bir çocuğun doğması önlenir. Doğum öncesi tanı ile sağlıklı olacağı belirlenen bebeğin doğmasına izin verilebilir.

Preimplantasyon Genetik Tanı Yöntemi: Tüp bebek yöntemine dayalı, tamamen sağlıklı bebek doğurma şansı yüksek olan bir yöntemdir. Tedavisi oldukça pahalı olan bu hastalıkla mücadele edebilmek için her çiftin evlenmeden önce talasemi taşıyıcılık yaptırmaları gerekir.

EĞER YİNE, YENİ BİR TALASEMİLİ DOĞMUŞSA BİR YERDE BİRİLERİNİN İHMALİ OLMUŞ DEMEKTİR!.

Hepatit A

Hepatit A karaciğerde iltihaplanmaya yol açan bir hastalıktır. Hastalığı Hepatit A virusu (HAV) neden olmaktadır. Daha önce Hepatit A geçirmeyen herkes bu hastalığa yakalanabilir.

BELİRTİLERİ NELERDİR?

Bulaşıcı hastalığın ilk belirtileri ateş, yorgunluk, bulantı, kusma ve ishaldir. Bir veya iki hafta sonra karaciğer büyüyebilir ve sarılık görülebilir. Sarılık en kolay şekilde gözlerin beyaz kısmında fark edilir. Sarılık sırasında idrar koyulaşır ve dışkının rengi açılır.

Virus bulaşmış bir çok kişide özellikle üç yaş altındaki çocuklarda belirtiler çok hafiftir yada hiç yoktur. Belirtilerin büyük çocuklar ve yetişkinlerde görülme olasılığı daha yüksektir.

Hastalık genellikle 3-6 hafta sürer ve ardından hasta tam olarak iyileşir. Ancak bazı durumlarda daha uzun sürebilir.

NASIL BULAŞIR ?

Hepatit A virusu, kişiler arası temasla ya da virus bulaşmış su veya besinlerin alınmasıyla bulaşır. Özellikle kanalizasyon sistemlerinin yeterince düzenli olmaması ve su temininin uygun şekilde yapılamaması bu yolla bulaşması ön plana çıkarmaktadır. Virus vücuda ağız yoluyla, özellikle yiyecek ve içeceklerle girer. Bu durum tuvalete gittikten sonra kişilerin ellerini yıkamaması ve diğer kişilerin yiyeceklerini ellemesiyle oluşabilir. Ayrıca HAV ile kontamine içme suyu ve kontamine buzla içilen diğer içeceklerle de bulaşır. Kontamine yiyecek,su ve buz turistlerin enfeksiyonunda ana kaynaktır. Hepatit A, hasta kişi ile yakın temas ve cinsel ilişki ile de bulaşabilir.

Hepatit A hastaları hastalanmadan iki hafta önce ve iyileştikten bir hafta sonrasına kadar hastalığı bulaştırırlar.Belirti göstermeden hastalığı geçiren çocuklar da, hastalığın yayılmasında sessiz birer kaynak oluştururlar.

TEDAVİSİ NASIL ?

Hepatit A için herhangi bir özgül tedavi yoktur. Vakaların % 99'dan fazlası 3 ay içinde spontan olarak iyileşir. Hastaya yatak istirahati önerilir. Ancak bu mutlak yatak istirahati şeklinde değildir. Hasta aşırı fiziksel aktiviteden kaçarak günlük ihtiyaçlarını karşılayabilir. Nadiren hastanede yatırılarak takip ve tedavi gerektirir. Özel bir diyeti yoktur. Alkolden kaçınmak gereklidir.Bir kere Hepatit A geçiren bir daha geçirmez.

KİMLER RİSK ALTINDA ?

Hepatit A, en sık sağlık koşullarının kötü olduğu aşırı kalabalık ortamlarda yaşayan kişiler arasında görülür, ancak herkes bu hastalığa yakalanabilir ve hastalığı diğer kişilere taşıyabilirler. Dolayısıyla Hepatit A dünya çapında bir problemdir. Salgınlar her yerde oluşabilir. Çocukların hijyenik tedbirleri çok iyi bilmemeleri nedeniyle enfeksiyon en yüksek görülme sıklığına çocuklarda ulaşır. Hepatit A kreş,anaokulu ve okullarda kolayca yayılır.

HASTALIKTAN NASIL KORUNULUR ?

Hastalıktan korunma; ellerin sık sık yıkanması, kontamine olma olasılığı bulunan besinlerin pişirilmesi,suların kaynatılması gibi hijyenik önlemleri içerir. Hijyen ve sağlık kurallarına uyulması, bulaşma riskini engeller. Alt yapının düzeltilmesi, kişisel temizlik anlayışının gelişmesi ve çevre temizliğinin sağlanması ile hastalık kontrol altına alınabilir.

Özenli El Yıkama :

Aşağıda belirtilen durumlarda, herkesin ellerini en az 10 saniye sabun ve suyla yıkaması gerekmektedir.

  • Yemek hazırlamadan önce
  • Yemek yemeden önce
  • Tuvalete gittikten ve bebek bezi değiştirdikten sonra
  • Çiğ ya da hazır yiyecekleri tutmadan önce ve sonra

Yiyecekleri elleriyle tutan kişiler, ellerinin kurutmak için bir defa kullanılıp atılan kağıt havlular ya da havalı kurutucular kullanmalıdırlar. Çok çabuk kirlenmeleri ve kişiden kişiye mikrop bulaştırabilmeleri nedeniyle bez havlu kullanılması önerilmemektedir.

Ev Temizliği :

Virusların yayılmasını önlemek amacıyla banyo ve tuvalet sık sık temizlenmelidir. Klozet, el tutunma yerleri, musluklar ve çocuk bezi değiştirme masaları gibi yüzeylerin temizliğine özel önem gösterilmelidir.

Kreş, anaokulu ve okullar :

Hepatit A hastalığı kreş, anaokulu ve okullarda kolaylıkla yayılır.Bu nedenle, buralarda el yıkama ve temizlik işlemlerinin tam olarak uygulanması çok önemlidir. Kreş anaokulu ve okullarda Hepatit A salgınının nedeninin hasta bir çocuktan çok, hasta bir anne baba ya da çalışan olma olasılığı daha yüksektir. Aşısı mevcut olup, bazı ülkelerde kullanılmaktadır.

KİMLER AŞILANMALIDIR ?

  • Ciddi seyredebileceğinden dolayı kronik karaciğer hastalığı olanlar,
  • Sık sık faktör VIII alan hemofili hastaları,
  • Uyuşturucu kullananlar,
  • Laboratuarda direkt virusla çalışan personel,
  • Salgınlar sırasında mental olarak zayıf kişiler,
  • Çocuk bakım merkezlerinde çalışan personel,
  • Homoseksüeller,
  • Hijyen uyumunun zayıf olduğu temizlik işçileri ve gıda elleyicileri.

İyot Yetersizliği

İyot neden önemlidir?

İyot, insan vücudunda çok az miktarda bulunan normal büyüme ve gelişme için gerekli bir eser elementtir. 1811 yılında deniz yosunları ile yapılan deneyler sırasında bulunmuştur. İyot vücuda; besinler, su ve deniz ürünleri tüketimi ile alınır. İnsan vücudunda beyin ve sinir sisteminin normal büyüme ve gelişmesi ile vücut ısı ve enerjisinin devamı için gerekli olan tiroid hormonlarından tetraiyodotironin (T4, tiroksin) ve triiyodotironin (T3) yapımında kullanılmaktadır. Normal şartlarda vücudumuzda 15-20 mg iyot bulunmaktadır.

İyot yetersizliği neden sık görülen bir sorundur?

Yeryüzünde bulunan iyodun büyük bir bölümü buzul, kar ve yağmurlarla toprağın yüzeyinden alınarak rüzgar, ırmaklar ve sellerle okyanus ve denizlere taşınmakta ve buralarda buharlaşarak yağmur ile birlikte tekrar toprağa dönmektedir. Bunun bir sonucu olarak özellikle deniz yosunları ve deniz ürünleri iyot açısından iyi kaynaklar arasındadır. Ancak, doğada çok az olması sebebiyle bir ton deniz suyunda bile sadece 50 mg. iyot mevcuttur. Besin kaynakları üretildiği ortamın iyot içeriğini yansıtmaktadır. Sürekli tekrarlayan seller ve dağlık bölgelerdeki toprak erozyonu toprakta iyot yetersizliğine neden olmaktadır. Özellikle dağlık bölgelerdeki  topraklarda yetişen bütün bitkiler yetersiz miktarda (oranda) iyot içermekte, sonuçta besin tüketimleri tamamen bu topraklarda yetişen yiyeceklere bağlı olan insan ve hayvanlar da iyodu yetersiz almaktadırlar. Ayrıca, yiyeceklerde bulunan guatrojenler denen antitroid bileşiklerinin tiroid bezinde iyot taşınmasını engelleyerek iyot yetersizliğinin oluşmasında rolü olduğu bilinmektedir. Antitiroid bileşiklerinin en önemlileri; lahana, karnıbahar, brüksel lahanası, şalgam, turp vb. sebzelerde bulunan glikosinolat türevi guatrinlerdir.

İyot yetersizliğinin sonuçları nelerdir ?

İyot yetersizliği, dünyadaki önlenebilir zihinsel geriliğin başlıca nedenidir. Dünyada 130 ülkede önemli halk sağlığı sorunu olarak tanımlanmıştır. İçinde Avrupa’ dan bazı ülkelerin de bulunduğu pek çok dünya ülkesinde sosyal ve ekonomik gelişme için tehlike oluşturmaktadır. Yaklaşık olarak 1.5 milyar kişi ya da dünya nüfusunun %29’ u iyot yetersizliğinin olduğu riskli bölgelerde yaşamaktadır.

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, ortalama günlük ihtiyaç olan 150 mcg iyot (bir toplu iğne başı kadar) yeterince alınamadığı için 740 milyon insanın guatrdan, dünya nüfusunun %54’ nün ise iyot yetersizliği hastalıklarından etkilendiği belirlenmiştir. Yapılan tahminlere göre, her yıl doğan yaklaşık 40 milyon çocuk, annelerinin diyetinde yeterince iyot bulunmaması yüzünden farklı ölçülerde zihinsel gerilik riskiyle karşı karşıyadır.

Ülkemizde de bir sorun mudur?

Genel olarak bir endemik guatr bölgesi olan ülkemizde iyot yetersizliğine bağlı guatr önemli bir halk sağlığı sorunudur. Türkiye’ de endemik guatr ile ilgili çalışmalar Atay ve Onat’ın 1948’ de guatrın 3 ilde endemik olduğunu bildirmeleri ile başlamıştır. 1960’lı yıllarda Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Kliniğinin yaptığı çalışmalarda Koloğlu ve arkadaşları Karadeniz Bölgesi gıda ve suyunda iyot içeriğinin düşük olduğunu saptamışlar, günlük tüketilen miktarlarda karalahananın önemli bir guatrojen olmadığı kanısına varmışlardır. Aynı fakülteden Türkan Sungur ve arkadaşları da Türkiye içme sularındaki iyot konsantrasyonlarını düşük bulmuşlardır. İstanbul Üniversitesinden Urgancıoğlu ve Hatemi değişik yörelerden getirilen içme sularının %19’ unda iyot konsantrasyonlarını düşük bulmalarını takiben ülkemizde guatr epidemiyolojisini araştırmaya yönelik 1980 yılından başlayarak 8 yıl süren ve 73.757 kişide DSÖ’ nün kriterlerine uyularak yapılan Endemik Guatr çalışmasında bütün derecelerin birlikte değerlendirildiği guatr prevalansı %30.5 olarak belirlenmiştir. Ayrıca 1995 yılında Sağlık Bakanlığı Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Genel Müdürlüğü ile Hacettepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü ile beraber  yürütülen projede 15 ilde 6-12 yaş grubu 400’ er okul çağı çocuğunun yine palpasyon ile taranması  sonucunda, Türkiye geneli için guatr prevalansı %30.3 olarak hesaplanmış ve Trabzon (68.5), Malatya (%46.5), Bayburt (%44.3) ve Kastamonu (%35.3) sırası ile guatrın en sık rastlandığı 4 ilimiz olarak bildirilmiştir.

Günlük iyot alımı ne kadar olmalıdır?
 
ICCIDD VE WHO TARAFINDAN ÖNERİLEN YAŞA GÖRE GÜNLÜK İYOT ALIMLARI
 
YAŞ  GÜNLÜK İYOT ALIMI mcg/gün
0-12 AY  50
1-6 YAŞ  90
7-12 YAŞ  120
12 YAŞ ve ÜZERİ  150
GEBE  200
LAKTASYON  200